Karadenizliye Vefalı Olmak Yakışır

tkaradeniz

Karadeniz Bölgesi yeşiliyle, deniziyle, bağları bahçeleriyle, yaylaları ile yurdumuzun 12 ay boyunca gezilmeye, görülmeye değer güzide yerlerindendir.

Doğu Karadeniz bölgesinde yer alan Ordu, Giresun gibi kentlerin, sahil kuşağında düzlükleri yetersiz olup, sınırlı düzeyde olan düzlükleri de yerleşim yeri olarak değerlendirilmekte, dolayısıyla gerek şehirler gerekse köyler zorunlu olarak eğimli arazilere ya da sırtlardaki düzlüklere kurulmaktadır. Bununla birlikte, sık sık sel baskınlarına maruz kalan vadi içlerinde de köy ve şehirlerin kurulduğunu görmekteyiz.

Ordu ve Giresun’da olduğu gibi Doğu Karadeniz bölgesinde yine gözden kaçmayan önemli bir husus da, köy yerleşimlerinde evlerin toplu değil, müstakil arazilerin uygun yerlerine kurulmasıdır. Kuşkusuz bu eğimli arazilere alt ve üst yapının götürülmesi çok zor, hatta imkânsızdır. Ama Karadenizli bu hizmetleri almasa da, alamazsa da devletine bağlı ve sadıktır. Karadenizli ev yapmak için düz bir yeri bile zor bulduğu, hatta bulamadığı bu toprakları işlemekte, toprağı sahiplenmekte, korumakta ve beklemektedir. Bu topraklarda alın terini dökerek kazandıklarını, gururla harcamasını da bilmektedir.

Eğimi % 80’leri bulan arazilerine önceleri mısır eken Doğu Karadenizli, son 30 yıldır mısırdan da vazgeçip dağı taşı adeta fındık bahçelerine dönüştürdü. Fındık artık her yerde, sohbetlerde, alış verişlerde, düğünde nişanda, aşta ekmekte. Karadenizli fındığı aşa dönüştürmek için denildiği gibi 1 ay değil 12 ay boyunca çabalıyor, uğraşıyor, alın teri döküyor, günden güne eli nasırlaşıyor, beli bükülüyor, ama başı bükülmüyor, Karadenizli boynunu eğmiyor, onurunu kaybetmiyor.

Karadenizli ülkesine, bayrağına, ezanına, toprağına, atasına bağlı, cefakar, o kadar da  üretken, sevecen, cömert, paylaşan, kanaatkar ama hep mutlu ve umutlu.

Ordu ve Giresun’un fındık üreticilerini yakından tanımak isteyen bir heyetle 2009 yılında köylere bir seyahatimiz oldu. Yüksek köylerden birinde, çayır biçen bir çiftçinin yanında durduk. Hoş beşten sonra, Ankara’dan gelen heyetin başkanı bu çiftçi kardeşimize sordu;

-Ne kadar arazin var,

-17 dönüm,

-Hepsi fındıklık mı?

-Hayır, birazı çayır, birazı mısır, biraz da patatesim oluyor, ev için.

-Kaç kg fındığın oluyor?

-Olduğu zaman 300-350 kg oluyor, ama son yıllarda, baharda donuyor, bazen hiç olmuyor.

-Peki nasıl geçiniyorsun?

-Bir ineğim var, sütü, yoğurdu, yağı bize yetiyor. Bu çayırları onun için biçiyorum.

-Başka gelirin var mı? Emekli misin?

-Yok beyim, emekli olmak için gurbete gitmek gerekti. Bu toprakları beklemek için, baba ocağını tüttürmek için burada kaldım, anama babama baktım, onların hayır dualarını aldım, emekli değilim.

-Peki nasıl geçiniyorsun?

-Büyük oğlum gurbette, ayda 100 lira gönderiyor, şeker tuz alıyoruz, geçinip gidiyoruz, Allaha şükür, bu günlerimize.

Heyet başkanı başka söyleyecek söz bulamadı ve iki eli ile köylü kardeşimizin elini tuttu, gözlerinin içine minnettarlığın bir ifadesi olarak tebessümle bakarak, içten ve samimi bir tavırla teşekkür etti.

İşte Karadenizli bu. Bunun gibi yüzlerce, binlerce örnek verebiliriz. Bu dağları, bu vadileri bekleyen işte bu Karadenizli, kanaatkâr ve sadık.

Karadenizli hak ettiği yerde mi? Karadenizli köyüne rahat ulaşabiliyor mu? Bahçesinden çayını fındığını taşıyacağı yolu var mı? Evinde suyu akıyor mu, yazın gurbetten dönen çocukları, il dışından gelen çay ve fındık işçileri köy nüfusunu artırınca, köy suyu yeterli oluyor mu, yoksa eskiden kalma çeşme önlerinde gece yarılarına kadar su kuyruklarında mı zamanı geçiriyorlar? Kışın kar yağdığında, fırtına çıktığında elektriği günlerce kesiliyor mu?

………

Aşı ekmeği yetmeyen binlerce Karadenizli gurbette, Karadenizli gurbette ama aklı hep sılada, köyde, köyünde, çocukluğunun geçtiği patika yollarda, derelerde, çelik çomak oyunlarını oynadığı kırlarda. Baba evini tamir ettirmeyi ya da emekli parasıyla bir güzel ev yaptırmayı hep hayal ederek akşamları uykuya dalar. Günler haftaları, haftalar ayları, aylar yılları kovalar ve bu hayaller bir gün gerçekleşir. Karadenizli emekli olur. İstanbul’da kalmak artık sıkıcıdır, günler geçmek bilmemektedir. İlk fırsatta geriye döner, sılaya, baba evine, bağına, bahçesine, hasretle kavuşur. Koşup oynadığı patika yollarına, çocukluğunun geçtiği derelere, kırlara, akrabalarına, eşine dostuna kavuşur, bir anlamda vefalı olduğunu gösterir. İşte Karadenizliyi özel kılan bu vefalı oluşudur. Karadenizliye vefalı olmak yakışır, kalın sağlıcakla.

Tags: ,

Henüz Bir yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın.

Bu konu hakkında yorum yazın